Üsküdar Üniversitesi’nin kurucu rektörü ve psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyilik ve psikolojisi üzerine verdiği konuşmalarıyla olumlu davranışların yalnızca bireysel değil, toplumsal refahı da güçlendirdiğini vurguluyor. Haftalarca süren araştırmalardan elde edilen bulgulara göre, yardımseverlik ve cömertlik, yaşam kalitesini ve süresini artırabiliyor. Harvard Business School’un küresel ölçekli çalışmalarında bu sav doğrulanıyor; yardım eden iş insanlarının, etmeyenlere göre daha mutlu ve daha uzun yaşayan bir profilde olduğu gösteriliyor. İyiliğin doğrudan yaşam kalitesine etkisi bu bilimsel kanıtlar arasında öne çıkıyor.Tarhan, iyiliğin nörobiyolojik bağlamını ele alarak, düzenli olarak iyilik yapan bireylerde kortizol seviyelerinin %23 oranında düştüğünü belirtiyor. Beynin ödül sistemiyle bağlantılı olarak ventral striatum bölgesinin etkinleşmesi, dopamin ve oksitosin salgısını tetikleyerek haz verir ve bağ kurmayı güçlendirir. Bu süreçler, iyiliğin adeta bir antidepresan etkisi yaratabileceğini gösteriyor. İyilik en güzel antidepresan olarak adlandırılabilir.İyiliğin yayılma etkisi konusu, davranış bilimlerinde dikkat çekici bir örnek sunuyor. Bir iyilik hareketinin kısa sürede yüzlerce kişiye ulaşabildiği gözlemleniyor. Patronundan çekinirken bir genç tarafından yapılan basit bir hediye, karşı tarafı etkileyerek zincirleme bir iyilik hareketine dönüşebiliyor. Böylece iyiliğin toplumsal güven ve bağları güçlendirdiği görülüyor. Bir selam veya ufak bir jest bile, yakın çevreye olumlu bir hava yayıyor ve duygusal bağları kuvvetlendiriyor.İyilik psikolojisinin nörobiyolojik temelleri de bu çerçevede ele alınıyor. Tarhan’a göre iyilik, yalnızca bireysel bir erdem olarak kalmamalı; toplumsal ve ekonomik refah için temel bir dinamik oluşturuyor. Karşılıksız iyilik, güven ve sosyal bağları güçlendirerek etik ve ekonomik kararların temelini oluşturuyor. Bu bağlamda, toplumsal güvenlik arttıkça yatırımlar da büyüyor ve toplumlar daha sağlıklı bir ekosistem kuruyorlar.Eğitim politikaları ve okullarda iyilik kültürü üzerine vurgu yapan Tarhan, kötü davranışlarla mücadelede iyiliğin eğitim politikası haline getirilmesinin önemini vurguluyor. Aileden öğrenilen değerlerin okul ortamına taşınması gerektiğini söyleyen Tarhan, rastgele iyilik projelerinin akran zorbalığını azalttığını belirtiyor. Eğitim sistemi, sosyal ve duygusal zekâyı güçlü çocuklar yetiştirmek amacıyla iyiliği ve merhameti merkeze almalı.İyilik ve tembellik arasındaki ince çizgi konusunda uyarıda bulunan Tarhan, tembel kişilere yapılan aşırı iyiliğin onları pasif hale getirebileceğini ifade ediyor. Doğru bir dengeyle, iyilik hak eden ve bu hakka uygun karşılığı olan kişiler arasında kurulmalıdır. Bu yaklaşım, kişinin kendi sınırlarını korumasını ve karşı tarafa gerçek değeri katmasını sağlar.Narsisizmin tedavisinde sessiz iyilik büyük çaba gerektiren bir yöntem olarak öne çıkıyor. Kişinin ego tatmini için yapılan davranışlar yerine, sessizce yapılan iyilikler, narsisizmi eğiten ve içsel değişimi tetikleyen bir süreç olarak öneriliyor. Bu yaklaşım, iyiliğin ruhuna zarar veren gösterişsiz bir iyiliği teşvik ediyor.Çocuklara yönelik iyilik uygulamaları konusunda ise ailelerin bunu tehdit veya itaat unsuru olarak kullanmaması gerektiği vurgulanıyor. Sorumluluk bilinci ve bütçe yönetimini öğretmek, hak ediş esasına dayalı bir yaklaşımı gerektirir. Aksi halde çocuklar, para yönetimini öğrenemeyen bireyler olarak yetişebilirler. İyilik hataları olarak görülen davranışlar yerine, merhamet ve güvenli bağlar kuran iletişimler öne çıkmalıdır.Sağlıklı empati nasıl oluşur? Tarhan’a göre empati sağlıklı bir sınır bilincine bağlıdır. Karşı tarafı anlamak önemli olmakla birlikte kendi kimliğimizi ve sınırlarımızı unutmamalıyız. Sağlıklı empati, karşı kişinin acısını küçümsemeden yardımcı olmaya yönelir; kendi haklarımızı ve sınırlarımızı korur. Sempati ile empati arasındaki fark da burada belirginleşir: Sempati, karşı kişinin acısını paylaşmaktır; sağlıklı empati ise yardım ederken kendi denge ve sınırlarımızı da korumaktır.Kültürel değerler ve toplumsal gelecek açısından Tarhan, Türkiye’nin yardımseverlik ve dayanışma gibi geleneksel değerlerini genç nesillere aktarmanın kritik olduğuna işaret ediyor. Harvard ve Yale gibi kurumların değerler eğitimini öne çıkararak bu sorunla başa çıktığını, Üsküdar Üniversitesi’nin de 2013’te bu alanda önemli bir adım attığını belirtiyor. Genetik yatkınlıklarımıza rağmen iyiliği veya saldırganlığı seçmenin, özgür iradenin ve aldığımız eğitimin bir sonucuna bağlı olduğunun altını çiziyor.İş dünyasının da bu sorumluluğu üstlenmesi gerektiğini söyleyen Tarhan, şirketlerin iyilik projeleriyle kurumsal aidiyeti güçlendirebileceğini ve okullarda karşılıksız iyiliklerin ödüllendirilmesinin gençlerdeki şiddeti azaltacağını belirtiyor. Bu yaklaşım, toplumsal güveni pekiştirirken, bireyleri de daha sorumlu ve merhametli kılacaktır.
Sağlık
Yayınlanma: 09 Ekim 2025 - 03:36
İyiliğin Beyindeki Etkisi ve Toplumsal Güvenin Temelleri: Tarhan Yazıları Yeniden Değerlendiriliyor
İyiliğin beynimizdeki etkileri ve toplumsal güvenin temellerini Tarhan Yazılarıyla yeniden keşfedin. Okurken ilham alın, toplum bağları güçlensin.
Sağlık
09 Ekim 2025 - 03:36








