Kurtdere Güreşleri’nde ağalık koltuğuna oturan İzzet Tığlı, ağalık bedeli olan 7 milyon 10 bin 10 lirayı belediyeye çek olarak vermek istedi.Ama belediye, “Çek olmaz, usulüne uygun şekilde ödeme yapılması gerekiyor” deyince bizim yeni ağa bir hayli sinirlendi.
Öyle böyle değil…
“Ben bu parayı katırlara yükler, belediyeye öyle getiririm!” dedi.
Yetmedi…
Bütün basın mensuplarına davet gönderdi.
“Gelin, görün ağalık nasıl olur!”
İşte tam burada hikâyenin en güzel kısmı başladı.
Çünkü bizim taze ağamızın hesaba katmadığı küçük bir ayrıntı vardı:
Ağalık bedelini katıra yüklemek başka, belediyeye mevzuata uygun şekilde yatırmak başka…
Kanun, yönetmelik derken katırlar da doğal olarak boşuna yola çıkmış oldu.
Sonunda öfke dindi, katırlar ahırda kaldı, basın bekledi…
Bizim ağa da parayı bankadan havale etti.
Ardından soluğu belediyenin önünde aldı.
Para yatırıldı mı?
Yatırıldı.
Peki ağalık tamam mı?
İşte orası biraz karışık…
Çünkü Kurtdere ağalığı yalnızca banka hesabındaki rakamlarla ölçülebilecek bir makam değil.
Kurtdere ağalığının bir geleneği, bir ağırlığı, bir itibarı var.
Hele ki mesele para ödemeye gelince “Ben parayı öderim, ağalığı da alırım” denilecek kadar basit hiç değil.

Bir de işin en enteresan tarafı var…
Ağamız, bütün bu hengâmenin ardından basın mensuplarına kendi sahibi olduğu sucuk markasının sucuklarından ikram etmeye kalkınca, meslektaşlarımız arasında ister istemez aynı cümle dolaşmaya başladı:
“Tamam ağam, seni biz deftere yazdık…”
Hem de hangi deftere?
Sucukçu Ağalar Defteri’ne!
Şimdi Kurtdere’de yeni bir dönem başlıyor.
Para bankadan geldi.
Ağalık bedeli ödendi.
Ama ağalık dediğin sadece para yatırmakla kazanılır mı?
Onu zaman gösterecek.
Çünkü Kurtdere’de ağa olmak başka…
Kurtdere ağası olmak bambaşka!
Şimdilik bizim taze ağaya diyeceğimiz tek şey var:
Sucukçu Ağa, ağalığın hayırlı olsun!
Katırlar da rahat bir nefes alsın…








