Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, erkeklerin kendilerini nasıl tanımladıklarını ve bu tanımlamanın psikolojik etkilerini, özellikle performatif erkeklik kavramı üzerinden ele aldı. Benlik değeri yalnızca başarı ya da güçle ölçüldüğünde depresyon ve anksiyete riski artar.Psikoloji perspektifinden bakıldığında, erkeğin kendi değerini içsel ihtiyaçlardan çok dışsal onay üzerinden kurması sık karşılaşılan bir durumdur. Aydın, “nasıl hissettiği değil, nasıl göründüğü önemlidir” diye ifade ediyor; güç kazanmak, başarılı görünmek ve duygusal olarak etkilenmiyor izlenimi vermek, bu performansın temel parçalarıdır. Klinik pratikte bu deseni andıran tekrarlayan örüntülerle karşılaşıldığını söyleyen Aydın, duygu belirtilerini ifade etmekte zorlanan, yardım istemeyi zayıflık olarak gören erkeklerin çoğu zaman terapiye “kaygım var” ya da “öfke patlamaları yaşıyorum” diye başvurduğunu, ancak süreç ilerledikçe altta yatan yoğun bir değersizlik hissinin ortaya çıktığını belirtiyor. Bu tablo, koşullu benlik değeri kavramıyla uyumlu olarak görülebilir. Araştırmalar, benlik değerini yalnızca başarıya veya güce bağlayan bireylerde depresyon ve anksiyete riskinin daha yüksek olduğunu gösteriyor.Duygu bastırmanın psikolojik bedeli büyüktür. Toplumsal mesajlar, erkek çocuklara erken yaşlardan itibaren “güçlüysen varsın” yönünde bir öğreti sunar. Aydın, erkek çocuk ağladığında “erkek adam ağlamaz” ifadesinin sıkça duyulduğunu, korktuğunda abartma diye uyarıldığını ve başarısız olduğunda değerin sorgulandığını hatırlatıyor. Bu durum, çocuğun duygularını değil, sonuçlarını gösterme yönündeki bir eğilimi pekiştirir ve zamanla benlik algısının performansa dönüştürülmesine yol açar. Böylece kişi, “Ben kimim?” sorusunu “Ne kadar başarılıyım?”, “Ne kadar dayanıklıyım?”, “Ne kadar kontrol sahibiyim?” gibi dışsal ölçütlerle yanıtlamaya başlar. Ancak bunun bedeli duygusal bastırmadır ve bastırılan duygular zamanla somatik şikâyetler, öfke patlamaları ve ilişki sorunları olarak geri döner.Sürekli güçlü görünme ihtiyacı, çoğu zaman gerçek bir gücün değil, kırılgan bir benlik algısının göstergesi olarak görünür. Klinikte bu durum, içsel olarak kendini yetersiz veya değersiz hissetme ile ilişkilidir; güç ve kontrol, bu duygulara karşı geliştirilen bir savunma mekanizmasıdır. Dışarıdan çok başarılı bir erkek profili olsa da iç dünyasında kaybetme korkusunun yoğun olduğunu görüyoruz. Kontrolü kaybettiğinde kaygı çoğalır ve ilişkilerde tahammülsüzlük ortaya çıkar. Bu, telafi edici savunmalar olarak adlandırılır; kişi içsel eksiklik hissini dışsal güçle örtmeye çalışır. Ancak bu, sürdürülebilir değildir; çünkü performans düşerse benlik değeri de zayıflar.Güvenli bağlanma olmadan çocuklar kendilik değerini performansla telafi etmeye daha yatkın olur. Performatif erkeklik inşasının erken çocuklukta, özellikle 4–6 yaş arasında şekillendiğini belirten Aydın, bu dönemde çocuğun “ben kimim” sorusunu çevresel geri bildirimlerle yanıtladığını vurguluyor. Duygular ifade edildiğinde eleştirilir, başarı gösterildiğinde ise takdir edilirse, “sevilmek için başarmalıyım” öğretisi pekişir. Ergenlikte bu yapı daha da güçlenir; güç, rekabet ve dayanıklılık ön plana çıkar ve duygusal olarak mesafeli, başarı odaklı ya da otoriter baba figürü olan ailelerde performatif kimlik giderek belirginleşir. Bağlanma kuramı çalışmaları, güvenli bağlanmanın olmadığı ortamlarda çocukların kendilik değerini performansla telafi etmeye daha yatkın olduğunu gösterir.Duygusal esnekliği yüksek erkeklerin ruh sağlığı ve ilişkisel doyumu daha yüksek. Sağlıklı erkekliğin güç odaklı değil esneklikle tanımlanması gerektiğini söyleyen Aydın, duygularını inkâr etmeyen, ihtiyaç duyduğunda yardım alabilen, sınır koyabilen ve yakınlık kurabilen bir erkeklik tasvir ediyor. Bu yaklaşımın unsurları arasında duygusal farkındalık ve ifade becerisi, kırılganlığa alan açabilme, başarısızlığı da tolere edebilme ve ilişkiler kurabilme becerileri yer alır. Araştırmalar, duygusal esnekliği yüksek erkeklerin ruh sağlığı ve ilişkisel doyumunun daha sağlıklı olduğunu gösterir. Erkeklik, sürekli kanıtlanması gereken bir şey değildir.Ailelerin en temel görevi, erkek çocuklara duyguların cinsiyetle ilişkili olmadığını öğretmektir. Ağlamak veya korkmak zayıflık değildir; çabanın ve duygusal deneyimin de görülmesi gerekir. Çocuğa “kazandığın için aferin” demek yerine “zorlandığını gördüm ama vazgeçmedin” denmesi, süreç odaklı bir benlik algısı geliştirir. Aydın ayrıca, baba figürünün duygusal varlığının kritik önem taşıdığını ifade ediyor. Baba yalnızca otorite değildir; aynı zamanda duygusal bir modele ihtiyaç vardır. Erkekliğini sürekli kanıtlaması gerektiğini fark eden bir erkeğe şu sözleri iletmek istiyorum: Bu fark ediş bir sorun değildir; yeni bir başlangıçtır. Şu ana kadar güçlü görünerek hayatta kalmayı öğrenmiş olabilirsiniz; bu bir beceridir. Ancak artık sadece güçlü olmak değil, gerçek olmayı da öğrenebilirsiniz. Duygularınızı bastırmadan yaşamanız sizi zayıflatmaz; aksine daha bütün bir insan yapar. Unutmayın ki erkekliğiniz, sürekli kanıtlanması gereken bir şey değildir; olduğunuz haliyle de değerli olabilirsiniz.
Sağlık
Yayınlanma: 24 Mart 2026 - 04:00
Performatif Erkeklik ve Benlik Değeri: Başarıya Bağlı Bir Güvenin Psikolojik Maliyeti
Performatif erkeklik ve benlik değeri arasındaki bağı, başarıya bağlı güvenin psikolojik maliyetini keşfedin. İçgörü ve pratik önerilerle.
Sağlık
24 Mart 2026 - 04:00









