Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Yarışma bölümünde heyecan giderek artıyor. Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Aspendos Salonu, dün iki yarışma filmini ve ekiplerini ağırladı. Sahibinden Rahmet adlı kara mizahli yapım, gerçek bir olaya işaret eden ve 2015 yılında Bingöl’e düşen göktaşlarının çevresinde şekillenen hikâyeyi işliyor. Yönetmenler Gözde Yetişkin ve Emre Sert ile oyuncular Cem Yiğit Üzümoğlu, Mehmet Şeker, Ozan Çelik, sanat yönetmeni Aras Bilkin ve görüntü yönetmeni Arınç Arısoy, gösterimin ardından seyircilerin sorularını yanıtladı. Yönetmenler, filmin çıkış noktasını bir radyo haberinden aldıklarını belirtirken, haberdeki nadir bir meteorun Türkiye’ye düştüğü iddiasını ve köylülerin bu taşla ilgili endişelerini örnek gösterdiler. Haberi hikâyeye dönüştürürken, bu konunun sadece kara mizah açısından ele alınmasının ötesinde, düz bir tecrübeden ziyade yaşamın stresli yönlerini yansıtmayı hedeflediklerini ifade ettiler. “Stresten başa çıkma biçimimiz kahkaha atmak ve alay etmek üzerine kurulu.” diyen Sert ile Yetişkin, ortak hareket etmenin getirdiği dinamikleri öne çıkardı. “Birlikte çalışmak, başarıyı ve başarısızlığı paylaşmak demek” diyen ikili, tek başlarına ilerlemenin zorluklarına değinen açıklamalarını da paylaştılar. İki yönetmenli çekimin, oyuncu performanslarına etkisi de tartışıldı. Cem Yiğit Üzümoğlu, tek bir yönetmenli çekimdeki tek elde sıkı kontrolün neden olabileceği zorlukları, iki yönetmenin ise süreci daha denetleyici ve zenginleştirici bulduğunu belirtti. Mehmet Şeker de iki yönetmenin bir arada çalışmasının, kendisi için sorumluluk ve esneklik sağladığını ifade etti. Söyleşide öne çıkan bir diğer konu ise gökten düşen taşın “obsidiyen” olmasıyla ilgiliydi. Sanat Yönetmeni Aras Bilkin, bu fikrin, mitolojik ve kültürel araştırmalarla birleşerek taşın karanlığı yansıtmasına yönelik bir yaklaşım olduğuna vurgu yaptı. Görüntü yönetmeni Arınç Arısoy da taşı ışıkla sahnede belirgin kılma gerekliliği üzerinde durdu. “Sinema gerçeklik ve kurmaca arasında ince bir çizgide ilerler; bu materyal bu çizgide hizmet ediyor.” Taşı satar mıydınız? sorusu, söyleşinin en çarpıcı anlarından biriydi. Ekip, değerin karşı koyduğu koşullarda bile davranışlarını ölçtü ve Ozan Çelik ile Mehmet Şeker, karakterleri gereği en iyi değere ulaşmayı amaçlarlardı. Şeker, Cevat karakterinin yolunu takip etmek gerektiğine işaret ederken, Çelik ise duruma göre strateji belirterek hareket ettiklerini belirtti. İkinci Ulusal Yarışma filmi “Barselo” için ise Erdem Yener yönetmenliğinde, senarist Alper Kul’un yazdığı ve önce tiyatro sahnesinde sergilenen metnin sinemaya uyarlanması söz konusuydu. Yapımcı Hüseyin Yener ile oyuncular Ahmet Varlı, Naz Çağla Irmak, Bora Karakul, Burak Can Aras ve Özlem Öçalmaz katılımıyla gerçekleşen söyleşide, eserin gerçek hayattan izler taşıdığı ve izleyiciye rahatsızlık veren, toksik erkeklik temalarını cesurca ele aldığı ortaya çıktı. Kul, bu karanlık temayı sahiden aktarmanın amacını, “seyirciyi rahatsız etmek ve oyun çıkışında uzun süre etkisinde bırakmak” olarak özetledi. Özlem Öçalmaz ise filmin “toksik erkekliği çok iyi anlatan bir çalışma” olduğunu vurgulayarak, sahnelerdeki arsız dil ve jargonun üzerinden giderek toplumun en alt katmanlarındaki erkeklerin davranışlarını eleştirdiğini söyledi. İzleyiciye bir çeşit katarsis sunmama amacıyla hareket ettiklerini belirtti ve bu yaklaşımın sanatın toplumsal sorumluluklarıyla ilişkisini ortaya koydu. Oyuncuların rol çalışmaları ve karakterler üzerine sorulan sorulara yanıt veren Bora Karakul, oynadığı kötü karakterin ardındaki motivasyonları ve gözlemlerini paylaşırken, Ahmet Varlı da karakterinin motivasyonlarını keşfetmenin önemini vurguladı. İki oyuncu da rol seçimleri ve sahnelerin doğurduğu vicdan muhasebesi üzerinde durdu. Karakterlerin etik ve psikolojik dinamikleri, izleyiciye güvenli bir katarsis imkanı sağlamamakla birlikte, gerçek hayatta karşılaşılan tepkileri yansıtıyor.
Festivalin Ulusal Yarışma kısmındaki programlar sadece filme dair olmayıp, yönetmenler ve oyuncularla yapılan söyleşilerle de zenginleşiyor. Sahip oldukları özgün bakış açılarıyla iki farklı film üzerinden, üretim süreçleri ve karakterlerin psikolojik derinlikleri sorgulanıyor. Gözde Yetişkin ve Emre Sert, birlikte çalışma dinamiklerini ve iki yönetmenin film çekimindeki etkisini paylaşırken, izleyicilerin bu yaklaşımı nasıl karşılayacağını merakla izliyorlar. İlgili söyleşiler, filmlerin gerçeklik ve kurmaca arasındaki ince sınırını nasıl kurduklarını da gözler önüne seriyor. Gökten düşen taşın taşıdığı metaforlar, karakterlerin hayatta kalma çabaları ve toplum içinde karşılaşılan zorluklar, izleyenlere sadece bir sinema deneyimi sunmuyor; aynı zamanda güncel sosyal ifadeleri de gündeme taşıyor. Barselo’da ise Erdem Yener ve Alper Kul’un sahneleyerek sinemaya aktardıkları meseleler, izleyiciye rahatsızlık veren bir bakış açısını nasıl kurduklarına dair derinlemesine bir anlatı sunuyor. Özellikle toplumsal olarak kırılgan kesimlerin yaşadığı gerçekler ve toksik erkekliğin yarattığı yıkıcı dinamikler, çalışmaların merkezinde yer alıyor. Her iki yapımda da kilit soru, izleyiciyi düşünmeye zorlamak ve toplumsal farkındalığı artırmak. Bu bağlamda, oyuncuların ve yönetmenlerin kişisel deneyimleri ile yaratıcı süreçler arasındaki ilişki, eleştirel bir bakışı doğrudan sahnelerde hissettiriyor. Bu yaklaşım, festivalin Ulusal Yarışması için belirgin bir deneyim ve tartışma alanı yaratıyor.
Festivalin Ulusal Yarışma kısmındaki programlar sadece filme dair olmayıp, yönetmenler ve oyuncularla yapılan söyleşilerle de zenginleşiyor. Sahip oldukları özgün bakış açılarıyla iki farklı film üzerinden, üretim süreçleri ve karakterlerin psikolojik derinlikleri sorgulanıyor. Gözde Yetişkin ve Emre Sert, birlikte çalışma dinamiklerini ve iki yönetmenin film çekimindeki etkisini paylaşırken, izleyicilerin bu yaklaşımı nasıl karşılayacağını merakla izliyorlar. İlgili söyleşiler, filmlerin gerçeklik ve kurmaca arasındaki ince sınırını nasıl kurduklarını da gözler önüne seriyor. Gökten düşen taşın taşıdığı metaforlar, karakterlerin hayatta kalma çabaları ve toplum içinde karşılaşılan zorluklar, izleyenlere sadece bir sinema deneyimi sunmuyor; aynı zamanda güncel sosyal ifadeleri de gündeme taşıyor. Barselo’da ise Erdem Yener ve Alper Kul’un sahneleyerek sinemaya aktardıkları meseleler, izleyiciye rahatsızlık veren bir bakış açısını nasıl kurduklarına dair derinlemesine bir anlatı sunuyor. Özellikle toplumsal olarak kırılgan kesimlerin yaşadığı gerçekler ve toksik erkekliğin yarattığı yıkıcı dinamikler, çalışmaların merkezinde yer alıyor. Her iki yapımda da kilit soru, izleyiciyi düşünmeye zorlamak ve toplumsal farkındalığı artırmak. Bu bağlamda, oyuncuların ve yönetmenlerin kişisel deneyimleri ile yaratıcı süreçler arasındaki ilişki, eleştirel bir bakışı doğrudan sahnelerde hissettiriyor. Bu yaklaşım, festivalin Ulusal Yarışması için belirgin bir deneyim ve tartışma alanı yaratıyor.









