25 yıldır bu ülkeyi yöneten iktidar ve kurduğu sistem, Türkiye’yi refahın ve huzurun değil; derin bir yoksulluğun ve çaresizliğin ülkesi hâline getirdi.
Geçmişte başbakanlık binalarının önüne atılan boş yazar kasaları diline dolayarak iktidara gelenler, bugün milyonlarca insanı açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm etti. Evlerde tencerelerin kaynamadığı, çocukların yatağa aç girdiği gerçeği sarayın pencerelerinden görünmüyor. Çeyrek asırdır iktidarda olan anlayış, ülkeyi getirdiği bu noktada hâlâ hamasetle, masallar ve kâğıt üstündeki makroekonomik verilerle halkın acı gerçeğini örtbas etmeye çalışıyor. Oysa mutfaktaki yangın, hiçbir istatistikle söndürülemiyor.
Saraya Değil, Halkın Sesine Kulak Verin!
Bugün Ankara’da büyüyen en büyük sefalet, yalnızca boş cüzdanlar değil; yöneticilerin bu halka sırtını dönmesidir.
İktidar çevrelerinin önceliği milleti yaşatmak değil, koltuklarını korumak olmuş durumda. Makamlarını güvenceye almak adına Ankara kulislerinde hesaplar yapanlar bilsinler ki, bu ülkenin sokaklarında artık öfke değil, derin bir sessizlikle büyüyen bir yangın var.
Düne kadar başbakanlık önüne atılan bir avuç boş kasayı sefalet simgesi yapıp dillerinden düşürmeyenler, bugün milyonların yaşadığı ekonomik çöküntüyü ve Ankara'nın mermerleri önünde yankılanan acı feryatları üç maymunu oynayarak duymazdan, görmezden geliyorlar! O gün yazar kasalarla iktidar basamaklarını tırmananlar, bugün halkın yaşadığı o büyük dramı saraylarının konforundan izliyorlar.
Bırakın artık yaranma çabalarını, koltuk kapma yarışlarını! Halk aç, emekli perişan, gençlerin umudu tükenmiş durumda. Eğer hâlâ bir vicdanınız, hâlâ bu millete karşı hissedilen bir sorumluluk duygunuz kaldıysa, harcadığınız o boş hesapları bir kenara bırakın.
Çünkü mesele artık yalnızca enflasyon veya geçim sıkıntısı değildir; mesele insan onurudur. Ve bu gidişatın artık görmezden gelinecek, ertelenecek bir tek saniyesi bile kalmamıştır.














