Bugün bu ülkede, gözü dönmüşlüğün, vicdansızlığın ve insan hayatının ne denli ucuz olduğunu haykıran yeni bir vahşet yaşandı.
İnsanlığımıza dair umutların her geçen gün biraz daha can çekiştiği bu topraklarda, bir gün arayla ikinci kez, hiç olmaması gereken yerde, hiç olmaması gereken şeyler meydana geldi.
“Okul bizim ikinci yuvamız” diyerek büyüyen bir neslin çocuğu olarak, bugün gelinen noktada yaşananlara hayret ve dehşetle bakakalıyorum.
Akıllara durgunluk veren bir biçimde, bu ülkenin “çocuk”ları, bu ülkenin çocuklarına kıyıyor.
İnsan idrak etmekte zorlanıyor...
Neredeyse hâlâ oyuncak oynayacak yaşlarda olan çocuklarımız, ellerinde silahlarla kendi sıra arkadaşlarına, onlara emek veren öğretmenlerine, hesapsızca ve hedef gözetmeksizin ateş açıyor.
Normalde bu tarz cinayet haberlerinde “Neden yaptı acaba?” sorusunu sorar, bir bağlam kurmaya çalışırdık, değil mi?
Bu kez soramadı dilimiz. Neresini ele alıp kime kızacağımızı bilemez hâlde, yine yeniden, hayretle bakakaldık ekranlara.
Ve yine soruların başlıcaları:
-İhmal…
-Güvenlik zafiyeti…
-Eğitimsizlik…
-TV dizilerine özenti…
-Aile yapısının bozulması vb...
Gibi, bir tür “boşluk doldurmaca”ya dönüşen, ama çözümü için kimsenin "GERÇEKTEN" bir şey yapmadığı sayısız sebep-sonuç muamması.
Eskiden kötü adamların yüzleri, gülüşleri, giyimleri diye kalıplaşmış tanımlar vardı. Şimdilerde ise adını, yaşını, biçimini anlamlandıramadığımız bir sürü “aaaa” ünlemiyle baş başayız.
Eskiden kadınlar gece yarısı sokakta yürümekten korkardı, ya şimdi?
-Sokaklar…
-Hastaneler…
-Otobüsler…
-Pazaryerleri…
-Ve hatta okullar…
Ne acıdır ki;
O sınıflarda çiçek olan çocukların topraklarına çiçek eken aileleriyiz artık.













