Ne acıdır ki bir yıl içinde üç ayrı trajediyle sarsıldık.
Küçücük bedenlerin, okul ve silah kelimeleriyle aynı cümlede anılması bile insanın kanını donduruyor.
Okullarımızı koruyamıyoruz. Çocuklarımızı koruyamıyoruz. Öğretmenlerimizi koruyamıyoruz.
Kim ne derse desin, ülkece sınıfta kaldık.
Hem de bu kez çocuklarımızı yitirerek...
Elbette okullarda güvenlik görevlileri olmalı. Polis olmalı. Tedbir alınmalı. Ama biz sorunun kaynağına inmedikçe korkarım ki hiçbir şey düzelmeyecek.
Çünkü ülkemizin en büyük tehlikelerinden biri artık yalnızca ekonomi, kalkınma ya da siyaset değil.
Sivil silahlanmanın bu denli sıradanlaşması.
Sıradan bir vatandaşın evinde pompalı tüfek bulunmasının, silah edinmenin ve silahın çocukların ulaşabileceği kadar kolay hale gelmesinin bedelini bugün yine çocuklarımız ödüyor.
Şiddeti normalleştirdik. Öfkeyi sıradanlaştırdık. Tahammülümüzü kaybettik.
Zayıflayan aile bağları, çocuklarıyla iletişimi kopan ebeveynler, zorbalığın görmezden gelinmesi, sevgiden ve merhametten uzaklaşan bir toplum...
Sonra çocuklarımızı okula gönderirken korkuyoruz.
Bir anne-baba için bundan daha ağır bir cümle olabilir mi?
Biz çocuklarımızı bilgi yuvalarına gönderiyoruz. Onların eğitim almasını, büyümesini, hayata hazırlanmasını istiyoruz.
Ama artık aklımızda başka bir soru var:
“Çocuğum bugün okuldan sağ salim dönecek mi?”
İşte asıl kaybettiğimiz yer burası.
Vicdanımızı, ahlakımızı, tahammülümüzü, saygımızı, merhametimizi ve birbirimize olan güvenimizi kaybettik.
Ve belki de en acısı...
Biz en çok insanlığımızı kaybettik.














