Bugün 11 Ekim 2024, sabah saat dokuz.
Kızımı okula bırakırken arkada çalan radyodan bir ses yükseldi: "Dünya Kız Çocukları Gününüz kutlu olsun!" Kızım heyecanla dönüp sordu: "Baba, bugün bizim günümüz mü?" Gülümsedim, "Evet," dedim.
Gözleri parlayarak, "O zaman kantine gidelim," dedi.
Hiç sebebini sormadım, biliyordum ne istediğini. Hızlıca okul katinine gittik ve kantinden çikolata aldık.
Kızım, teşekkürler baba diyerek elindeki çikolatalarla koşarak sınıfına gitti...
Peki, kaçımız böyle bir anı fark ettik? Eğer o radyoda duymasaydım hatırlarmıydım ?
Kaç kişi kız çocuklarımızı mutlu etti, onların değerini hatırladı?
Adı İşte Dünya Kız Çocukları Günü… Fakat, ülkemizde bu özel gün ne kadar anlam buluyor?
Kaç kız çocuğumuzun sesi gerçekten duyuluyor, kaçının hayalleri özgürce yeşerebiliyor?
Ben de bir kız babasıyım. Onun masum bakışlarına her baktığımda, içimde hem bir sevgi seli hem de bir korku uyanıyor.
Korkuyorum çünkü bu ülkenin gerçeklerini biliyorum. Kız çocuklarının maruz kaldığı haksızlıkları, engelleri, baskıları.
Korkuyorum çünkü onun da bu eşitsizlikler dünyasında büyümesini istemiyorum. Ama korkunun ötesinde bir sorumluluk var üzerimizde; kız çocuklarımızı korumak, haklarını savunmak ve onların hayallerinin gerçekleşmesi için mücadele etmek.
Ne yazık ki, kız çocukları bu ülkede doğar doğmaz bir savaşa adım atıyorlar.
Ellerinden alınan bir eğitim hakkı, toplumun baskısı ile kısıtlanan özgürlükleri, “büyüdüğünde ne olacak” sorusuna cevap olarak dayatılan geleneksel roller…
Bir kız çocuğu, ne kadar çalışkan olursa olsun, ne kadar yetenekli olursa olsun; onun karşısına çıkan engeller çoğunlukla cinsiyetinden kaynaklanıyor.
Okul koridorlarında, sınıf sıralarında oturması gereken kız çocukları, kimi zaman daha çocuk yaşta evlendiriliyor, kimi zaman “kız çocuğu okumaz” denilerek ellerinden kalemleri alınıyor.
Oysa bizlere düşen, onların ellerine kalem vermek, onları ilimle, irfanla donatmak değil mi? Bizlere düşen, onların hayata atılmalarını sağlamak, potansiyellerini gerçekleştirmelerine yardımcı olmak değil mi? Ama bu ülkede hâlâ birçok kız çocuğu, “sen erkeksin, sen kızsın” ayrımının bedelini ödemeye devam ediyor.
İş hayatına atılmak istediklerinde, cam tavan denilen görünmez engellerle karşılaşıyorlar. Bir erkekle aynı işi yapmalarına rağmen daha az maaş alıyorlar, daha az ciddiye alınıyorlar.
Kadın olmanın bedelini, daha iş hayatının başında ödemeye başlıyorlar. Çünkü bu toplumda kadınlar, hâlâ ‘yardımcı’, ‘ikinci planda’ olarak görülüyor. Ve bu algı, kız çocuklarımızın hayallerini boğuyor.
Kız çocuklarının en temel hakkı, eşit bir yaşama sahip olma hakkı. Ancak, bu ülkede hâlâ birçok kız çocuğu daha doğar doğmaz cinsiyeti yüzünden kısıtlamalara maruz kalıyor. Daha okul sıralarında iken onların önüne engeller koyuluyor.
Peki, sorarım size: Neden bir kız çocuğunun yaşam hakkı, hayal kurma hakkı, çalışıp kendini gerçekleştirme hakkı elinden alınsın? Neden bir kız çocuğu sırf kız olduğu için fırsatlardan mahrum bırakılsın?
Kendi kızım Hare, bu sert gerçekliklerle yüzleştiğinde ona ne diyeceğim?
"Hayal kur kızım, ama dikkat et; fazla hayalperest olma çünkü seni istemeyecekler, seni görmezden gelecekler mi?" Yoksa "Sen güçlü olacaksın, kız olduğun için daha fazla mücadele etmen gerekebilir ama bu savaşı kazanacaksın mı" diyeceğim?
Ona inanmak zorundayım, çünkü bir gün o da diğer kız çocukları gibi bu toplumun geleceği için büyük bir umut.
Bugün, Dünya Kız Çocukları Günü'nde yalnızca kız çocuklarının sesini değil, onların haklarını da yükseltmek zorundayız. Tüm kız çocuklarının, Hare'nin ve onun gibi milyonlarcasının hak ettiği özgürlüğe, eğitime, eşitliğe sahip olacağı bir dünya kurmak için mücadele etmeliyiz.
Her kız çocuğu, eşitlik içinde büyümeli, her kız çocuğu özgürce yaşamalı. Çünkü onlar geleceğin mimarlarıdır. Çünkü onlar bizim yarınlarımızdır.
Bugün sessiz kalan her kız çocuğu, yarın toplumun kaybolan sesi olacaktır.
Gelin, seslerini hep birlikte yükseltelim.













