Cumhuriyet Halk Partisi, tarihinin en absürt, en akıl dışı ve en ağır kurumsal krizlerinden birinin ortasında. Asliye Mahkemesi’nin 38. Olağan Kurultay için verdiği "mutlak butlan" kararı, Türk hukuk tarihine geçecek cinsten bir garabet olabilir; fakat bu kararın doğurduğu tablo, sadece yargı eliyle muhalefeti dizayn etme iştahıyla açıklanamaz. Evet, karşımızda mahkeme kararlarını tanımayan, yargı sopasıyla hizaya getirilmek istenen bir parti var. Ama asıl sormamız gereken soru şu: Cumhuriyet’i kuran koca çınar, nasıl oldu da bir mahkeme ilamıyla kökünden sarsılacak kadar kırılgan hale getirildi?
Şimdi herkes içini rahatlatmak için bir suçlu arıyor, bir günah keçisi ilan etme telaşında. Oysa bu süreçte parmağı olan herkesin aynaya bakıp şu soruyu sorması gerekiyor: Bizim hiç mi suçunuz yok?
Gelin, vicdanları önümüze koyup gerçekleri tüm çıplaklığıyla masaya yatıralım.
Silivri’den Gelen Mektuplar ve Hedefsiz Yol Haritaları
Özgür Özel ve ekibi, partide "değişim" sloganıyla yola çıktıklarında büyük vaatlerde bulunmuşlardı. Ancak bugünün gerçeğinde görüyoruz ki, Silivri Kapalı Cezaevi'nden gelen mektupların gölgesinde, koca bir partiyi tek bir isme, tek bir kadere sıkıştırdılar. Ekrem İmamoğlu’nun aylardır Silivri’de süren tutukluluğu ve yargılandığı davalar nedeniyle Cumhurbaşkanı adayı olamayacağını, önünün hukuken nasıl kesildiğini/kesileceğini sokaktaki çocuk bile bilirken, partiyi tek bir stratejiye mahkûm etmek hangi siyasi dehanın ürünüydü?
Üstelik bunu yaparken, Ankara’nın koridorlarında oturup Anadolu’nun, taşranın feryadını kulak ardı ettiler. Balıkesir’deki ilçe başkanlarının, belediye başkanlarının yerelde verdiği mücadeleyi, örgütün dertlerini yok sayan; Adana’daki, Ege’deki, Karadeniz’deki partilinin kronikleşmiş problemlerini hep ikinci plana atan bir yönetim anlayışı sergilediler.
Burada bir şerh düşmek şart: Özgür Özel’in başarısız olduğunu söylemiyorum. Özel, tabanda ciddi karşılığı olan, gerektiğinde halkı kenetlemeyi becerebilen dinamik bir lider. Burada bir sorun yok. Ancak iyi bir kitle lideri olmak, partinin yapısal ve ahlaki problemlerle boğuştuğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Sorun da tam olarak burada başlıyor: Keşke Özgür Özel, tabandaki bu gücünü parti içine yöneltebilseydi ve bu kronikleşmiş problemleri keskin bir kılıç gibi vurup kesip atabilseydi. Bunu yapamadılar.
Onlar içeride koltuk tahkimatı yaparken, tam da iktidarın, Ak Parti’nin istediği o "dizayn edilmiş muhalefet" zeminini kendi elleriyle hazırladılar. Silivri’nin duvarlarına çarpıp geri dönen reçeteler dışında, bu ülkenin önüne koyulmuş somut bir yol haritaları maalesef yoktu.
Kaçışın Faturası Kime Kesilecek?
Bakın, sadece içerideki vizyonsuzlukla da sınırlı değiliz. Siyasi çürümenin en somut yansıması, yerel yönetimlerde kendini gösterdi. Son dönemde 16’dan fazla belediye başkanı CHP’den istifa ederek AK Parti saflarına geçti. Şimdi sormak gerekiyor: Bu utanç tablosunun, bu büyük siyasi kaçışın faturası kime kesilecek?
Her zaman olduğu gibi sadece "AK Parti parayla, güçle, baskıyla belediye başkanlarımızı devşiriyor" kolaycılığına kaçıp suçlamakla mı yetineceksiniz? Bir belediye başkanı, kendi partisinde aidiyet hissetmiyorsa, taşranın feryadı Ankara’da yankı bulmuyorsa ve siz o insanları yerelde yalnız bıraktıysanız, dönüp önce kendi tercihlerinizi sorgulayacaksınız. Bu transferler sadece iktidarın başarısı değil, CHP yönetiminin örgütten ve yerel dinamiklerden ne denli koptuğunun tescilli belgesidir.
Ne Çabuk Unutuldu "Canlar"?
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’nu her başarısızlığın tek müsebbibi ilan edip linç korosuna katılanlara sormak lazım: Hafızanızı nerede düşürdünüz?
- Bugün övündüğümüz Ankara, İstanbul, Antalya, Adana ve Mersin gibi büyükşehir belediyelerinin Ak Parti’nin elinden Kemal Kılıçdaroğlu döneminde, onun kurduğu rasyonel stratejiyle alındığını ne çabuk unuttunuz?
- Erdoğan iktidarını devirmeye ilk defa bu kadar yaklaşılan, o yüzde 48’lik toplumsal mutabakatın Kemal Bey döneminde inşa edildiğini ne çabuk unuttunuz?
- 70 küsur yaşında bir insanın, Ankara’dan İstanbul’a o kavurucu sıcakta "Adalet Yürüyüşü" diyerek tam 25 gün boyunca adalet için attığı adımları, dökülen terleri ne çabuk unuttunuz?
- Daha dün kurultay salonlarında, meydanlarda "Pirom canın sağolsun" diye tempo tutanlar sizler değil miydiniz?
Bu ne hız, bu ne vefasızlık? Kemal Bey’in elbette stratejik hataları oldu, elbette süreci doğru yönetemediği yerler vardı. Mesela Ekmeleddin İhsanoğlu vakası, altılı masanın son dakikada devrilmesi gibi bir çok başlık sayılabilir ama onu partiyi uçuruma sürükleyen tek lider gibi göstermek, en hafif tabirle ahlaki bir körlüktür.
Parti İçi Çürüme ve Kol Kırılır Yen İçinde Kalır İkiyüzlülüğü
Yapmayın… Kendi aranızda, basına kapalı kapılar ardında ne konuştuğunuzu bu ülkenin gazetecileri çok iyi biliyor. "Şu belediye başkanı tüm ailesini, akrabalarını işe soktu", "Bu isim şuradan rant devşirdi", "Şu yönetici şu kadınla ilişki yaşadı, şantaj kasetleri, ekran görüntüleri ortada geziyor" diye fısıldaşırken, parti içindeki hırsızları, yolsuzluk yapanları, liyakatsizleri acilen ihraç edip temizlemek yerine neden sustunuz? Zamanında bu temizliği talep eden, "parti içi etik ihraçlar hemen yapılmalı" diyen biz gazetecileri neden "partiye zarar vermekle" suçladınız?
İçerideki bu çürümeyi, liyakatsizliği ve ahlaki erozyonu halının altına süpürüp, faturayı sadece tek bir adama keserek sütten çıkmış ak kaşık gibi davranamazsınız. Siz bu partiyi buraya getirirken, bu iç tartışmalarla zayıflatırken hukukun arka kapı dolanarak tepenize bineceğini hiç mi düşünmediniz?
Çözüm: Gerçeklerle Yüzleşmek ve Acil Kurultay
CHP’nin CHP’ye karşı böyle bir cephe açması, parti içi hırsların ülkenin geleceğinin önüne geçmesi gerçekten anlaşılmaz ve kabul edilemez bir durumdur. Atatürk’ün kurduğu bu partinin legal, meşru ve tartışmasız bir genel başkanının olması, muhalefetin selameti açısından elzemdir.
Şimdi yapılması gereken tek bir şey var: Mevcut yönetim de, Kemal Bey ve ekibi de vicdanlarını önlerine koyacak. "Biz nerede hata yaptık?" diye düşünmeye başlamaktır.
Kemal Bey’in diyalog kanallarını açık tutarak, bu hukuki kaosu ve tıkanıklığı aşacak hamleleri yapması, partiyi en hızlı ve meşru şekilde kurultaya götürmesi şarttır. Ama bazen de bilinen gerçekleri masaya açıkça koymak gerekir. Siyasi mühendisliklere kapıyı aralayan, içerideki vizyonsuzluk ve doymak bilmeyen koltuk ihtiraslarıdır. Şimdi suçlu aramayı bırakın; çünkü bu enkazda hepinizin parmak izi var.













