Siyaset, heyecanla değil; zamanlamayla, sabırla ve soğukkanlılıkla yapılan uzun soluklu bir satranç oyunudur. Bu oyunun kadim kurallarından biri de şudur: "Sular durulmadan karşıya geçilmez." Bugün ana muhalefetin içine sürüklendiği tabloya bakıldığında, stratejik aklın yerini aceleciliğin, ortak hedefin yerini ise iç hesaplaşmaların aldığı görülüyor.
"Mutlak butlan" kararıyla Kılıçdaroğlu'nun yeniden genel başkanlık koltuğuna dönmesi ne kadar tartışmalıysa, Özgür Özel döneminde parti içinde büyüyen görüş ayrılıklarını, yönetim zafiyetlerini ve örgütsel kırılmaları yok saymak da o kadar eksik bir değerlendirme olur. Sorunlar zamanında cesaretle ele alınmadı, ertelendi ve bugün herkesin önünde duran derin bir krize dönüştü. Gelinen noktada yaşananların sorumluluğunu yalnızca yargı kararına yüklemek, süreci tek boyutlu okumaktır.
Özgür Özel'in yargı kararını fiili bir ayrılığın gerekçesi yaparak yeni bir siyasi hareket başlatması ise CHP'deki fay hattını daha yıkıcı hale getirdi. Yeni parti kurmak elbette demokratik siyasetin meşru yollarından biridir. Ancak böylesine kritik bir dönemde yalnızca bugünü değil, muhalefetin geleceğini de şekillendireceği unutulmamalıdır.
Milletvekillerinin ya da il başkanlarının saf belirlemesi siyasetin doğasında vardır. Fakat asıl dikkat çeken, belediye başkanlarının sergilediği aceleci refleks oldu. Henüz ortada netleşmiş bir program, kurumsallaşmış bir yapı ya da açıklanmış bir kadro yokken peş peşe gelen yeni partiye destek açıklamaları, siyasetin temel ilkesi olan temkin duygusuyla bağdaşmıyor. Belediye başkanları öncelikle görevleri siyaset değil kendisine emanet edilen şehri yönetmektir.
Türkiye siyasetinin son yıllardaki tecrübesi gösteriyor ki, muhalefetin en geniş birliktelikleri bile iktidarı değiştirmeye yetmemişken, yeni ayrışmaların başarılı olacağını düşünmek gerçekçi görünmüyor. Ortak hedef yerine bölünmeyi büyüten her adım, siyasi enerjiyi rakibe değil, birbirine yöneltme riskini taşır.
Siyasette duygularla verilen kararların ömrü kısa, sonuçları ise uzun olur. Sağduyu; köprüleri yakmadan önce karşı kıyının gerçekten görünüp görünmediğine bakabilmektir.
Çünkü bazen en doğru hamle yürümek değil, beklemektir.
Sular durulmadan karşıya geçilmez.














