Bugün içimiz yanıyor.
Sadece bir futbol maçını değil, umudumuzu kaybettik. İnancımızı, tribünlere taşıdığımız o koca gururu...
Balıkesirspor, Muşspor karşısında yalnızca skorla değil, ruhla da yenildi.
Bu bir mağlubiyet değil. Bu, açıkça bir çöküş.
Ne fedakârlıklar yapıldı bu sezon, biliyor musunuz?
Şehrin dört bir yanından insanlar o stada koştu. Umutla, inançla, dualarla…
Ama sahada, bu duygulara karşılık verecek bir yürek yoktu.
Balıkesirspor forması o sahaya çıkmadı.
Evet, orada bir takım vardı.
Ama mücadele? İstek? Karakter?
Yoktu...
Rakip kaleci neredeyse güneşlendi.
Final maçında bir kaleciyi sadece iki, üç kez görebiliyorsak, bu artık taktik değil, ruhsuzluk meselesidir.
Kusura bakmayın ama bu şehir kimsenin maaş bordrosu değil.
Bu kulüp günübirlik kariyer durağı da değil.
Bu forma bir onur, bir sorumluluk, bir tarih.
Taşıyamıyorsan sessizce çık o formadan, çekil kenara.
Bu satırlar öfkeyle değil, kırgınlıkla yazılıyor.
Çünkü biz sadece futbol izlemiyoruz.
Biz bu takımda çocukluğumuzu, gençliğimizi, hayallerimizi görüyoruz.
Ama dün sahada gördüğümüz şey, bizden değildi.
Şimdi artık bahane üretme lüksümüz yok.
Komplo teorilerine, boş avuntulara yer yok.
Bu takım sahada yenildi.
Varlık bile gösteremeden.
Ve bu yenilginin bir bedeli olmalı.
Artık tertemiz bir sayfa açma zamanı.
Bu armayı kalbiyle taşıyan,
Bu şehri gerçekten seven,
Bu davaya teriyle, emeğiyle, yüreğiyle inanan kalsın.
Gerisi için ilk otobüs hazır.
Çünkü biz, düştüğümüzde kalkmayı bilen bir şehiriz.
Yeter ki forma bir kıyafet değil, bir dava olsun.
Yeter ki doğru insanlar, doğru yerde dursun.
Yarın yeni bir gün.
Ama bugün herkes kendine şu soruyu sorsun:
"Ben bu armayı gerçekten hak ediyor muyum?"













